TÜRK EFSANELERİ
AY İLE GÜNEŞ
Güneş güzelliği dillere destan bir kızdır; hem kibar hem nazik bir kızdır. Gökyüzünde dolaştıkça bütün yıldızlar ona aşık olur, yolunu gözlemeye başlar. Kız, yolunu gözleyenlerin sayılarının pek çok olduğunu görünce gözlerinden alevler yaymaya başlar. Bu alevlere dayanamayan yıldızlar yanıp kül olurlar, güneş doğduğu zaman yok olurlar.
Ancak yıldızların güneşe karşı sevgileri sonsuzdur; Akşam karanlığı basınca onlar yeniden dirilip gözyüzüne dizilmeye başlarlar. Ama güneşin yıldızlarından ay pek meraklıdır. Çünkü o, bir tane olduğu için kendini parçalayabilmektedir. Bazende hasretinden nazlanıp durur. Güneş de onu görünce ay, buluttan yüzüne bir perde çekip arkasına saklanıverir.
Bir gün ay, güneş ile görüşmeye gider. Güneş ayın güzelliğini görünce birden kalbi oynamaya başlar. Bakar ki ay kendisinden daha güzel, düşüncelere dalar, en sonunda aya der ki:
''Eğer beni canu gönülden seviyorsan yüzündeki kara benini tırnağınla kopar,bana ver. Ben onu avcumun içinde görmek istiyorum.''
Ay, hiç düşünmeden sevgilisinin isteğini yerine getirir. Tırnağı ile kopardığı yüzündeki beni güneşe verir. Güneş kahkaha ile gülerek ayın bu fedakarlığına der ki:
'' Senin bütün güzelliğin bu bende idi; onu da koparttım. Şimdi en güzel sen değilsin benim.''
Ay, güneşin bu sözlerine şaşakalır, ne yapacağını bilmez, yüzünden akan kanla kalakalır.
O zamandan beri ayın yüzü lekelidir. Ay güneşten ayrıldıktan sonra onu bir daha görmek istemez. Güneş ise yaptığı oyundan pişman olur, aya ne kadar cilve yapsa da sonuç alamaz.
İşte bu sebeple güneş çıktığı zaman ay yüzüne perde çekip yüzünü gizler; güneşe, bir daha yüzündeki lekeyi göstermek istemez.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder